Uzun bir süre uyguladığımız eski müfredat programını bırakalı yaklaşık yedi yıl oldu. Yeni müfredat programıyla birlikte geleneksel eğitim anlayış ve yöntemlerinin de gözden geçirilmesi kaçınılmazdı. Programı değiştirmek kolay ama yerleşik eski alışkanlıklarımızdan vazgeçmek zor. Bu anlamda zihniyet değişikliğine de ihtiyacımız olduğu çok açık. Şunu gördük ki, bunca yıldır uyguladığımız geleneksel eğitim anlayışında öğrencilerimiz eğitim öğretim çalışmalarında yeterince aktif olarak derse katılamıyor, öğretmenler planladıkları konuları sınıfa genellikle takrir (anlatım) metoduyla aktarıyor, verilen bilgiler öğrenci tarafından sorgulanmadan papağan gibi ezberleniyor, karşılıklı etkileşim ve düşünce aktarımı pek mümkün olamıyor, bireysel başarılarla çocuklar yarış atı gibi koşturuluyordu. Bütün bunların bizi eğitimde arzuladığımız milli hedeflere ulaştıramayacağını fark ettik. Tabi bunu fark etmekle iş bitmiyor. Bu zihniyet değişiminin ardından eğitim öğretim çalışmalarımızı yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Daha kat edeceğimiz çok yol var. Yolun henüz başındayız. Onun için, öğrencilerimizin kendilerine sunulan bilgileri mutlak doğrular olarak kabul etme yerine bu bilgileri mukayese etme, yorumlama, sınıflama, işleme, seçme, değerlendirme yapabilmelerine imkân ve ortam hazırlamalıyız.
Günümüzde birlikte yaşama kültürü, katılımcılık, paylaşımcılık, sevgi, barış, erdem, hoşgörü, farklılıklara saygılı olma, hak ve özgürlükler, açıklık, şeffaflık, demokrasi gibi kavramlar yeniden gündemimize girmiştir. Sağduyu ve vicdanını yitirmemiş toplumlar bu değerlerle geleceğin dünyasında ayakta dimdik durabilecektir. Bu çok önemlidir. Burayı iyi kavramamız gerekmektedir. Gelecek sadece ve yalnız başına teknolojiyle inşa edilemez. Böyle inşa edilen bir yapı da uzun ömürlü ve sağlıklı olamaz. O yüzden değerler ve değerler eğitimi önemlidir. Değerler kitaptan okunarak kazanılmaz, bizzat yaşanarak öğrenilir. Bunu ihmal edersek geleceğimizi ve bir nesli heba etmiş oluruz. Artık yaşadıklarımızdan ders almamız gerekir.
Bugün artık bilgiye erişim, teknolojik gelişmelere paralel olarak eskiye oranla daha kolay hale geldi. İyi hatırlıyorum, biz ilkokuldayken ders kitabımızın dışında elimizin altında yardımcı kaynak olarak ünitelere göre hazırlanmış tek ciltlik ansiklopedilerimiz vardı. Epey de kalındı bu kitaplar. Bu ansiklopedilerden sınıfta öyle herkesin de yoktu. Fakir ailelerin gariban çocukları alamıyordu tabi. Ah bir ansiklopedimiz olsa diye içimizden çok yanmışlığımız vardır. Yıllar sonra ansiklopedilerimiz oldu tabi. Bu yanmışlık belki de bizi kitaplarla dost hale getirdi. Şimdi ne zaman bir ansiklopediyi elime alsam o yanmışlığı sinemde hala hissederim. Şimdi, "Ah bizim de bir bilgisayarımız, sınıfımızda internetimiz, akıllı tahtamız olsa!" diye yanan, bir hikâye kitabına hasret Anadolu’daki köy çocuklarının sesini duyar gibiyim. Onlara da inşallah el uzatılacaktır. Bakanlığımızın Fatih projesini bu anlamda mühim bir faaliyet olarak görüyorum. Evet, bilgiye erişim kolaylaştı diyorduk. Artık sınıf kitaplıklarımız, okul kütüphanelerimizin yanında internet gibi müthiş bir bilgi kaynağı ve paylaşım ağına sahibiz. Yeter ki internet üzerinden doğru ve temiz bilgiye ulaşmanın yöntemini bilelim. Evet bilgi elimizin altında. Bunun yanında bilgisayar ortamında kullanabileceğimiz multi medya eğitim cd’leri var. Bunları söylerken kitabı bir kenara bırakıp atalım gibi bir yanlış anlayışa düşmeyelim. Kitapsız adamdan hiçbir şey olmaz. Kadim zamanlardan beri kitap insana yol gösterici ve dost olmuştur. O yüzden kitap başımızın tacıdır ve okunmaya devam edecektir.
Projeksiyon cihazları, akıllı tahtalar, bilgisayarlar derken biz hala otuz yıl önceki programla ve eğitim anlayışıyla yola devam edemezdik. Bu değişim şarttı ve yapıldı. Şimdi Fatih Projesi ile bu yeni müfredat programının teknoloji ayağı da tamamlanırsa güzel olacak diye düşünüyorum acizane olarak. Öğrencilerimizle birlikte bizlerin de önünde yeni ufuklar açılmış oldu bu programla. Yenilendik, değişiyoruz, gelişiyoruz. Sorunlarımız tabiî ki var. Eğitim gibi önemli ve devasa bir projeyle meşgulsek problemlerimizin olması normaldir. Bu problemleri öğretmen veli işbirliği sayesinde aşacağımıza inanıyorum. Birçok problem de böyle aşılıyor zaten.
Bütün bu gelişmelerle milli değerlerimiz ışığında geleceğe dönük yeni hedefler koymalıyız kendimize. Bu noktada ölçümüz milli değerler olmalı. Milli değerlerine bağlı gençlerle dünyaya açılmalıyız. Biz eğitimcilerin rüyası bu. Bu rüyamızın gerçekleşmesinde kim bize destek ve yardımcı olursa onlara minnettar oluruz. Teknolojiyle milli değerlerimizi buluşturma zamanı geldi.
Eğitim öğretim alanındaki bu değişime direnmek bir nesle yapılabilecek en büyük kötülük olur. Bu anlamda özellikle idareciler ve öğretmenler değişime açık olmalı, kendilerini geliştirerek yeni sistemin gerisinde kalmamalılar. Burada şunu ifade edeyim, öğretmenlik yine aynı; değişen sadece yöntem, araç ve gereçler. Bu yeni eğitim anlayışında öğretmen rehber pozisyonunda olduğu için, elinin altında teknolojisi de varsa daha az yorulacaktır. Bunun yanında planladığı kazanım ve hedeflere öğrencisini daha kolay bir şekilde ulaştıracaktır.
Burada karşımıza çıkan problem şu: Belli bir yaş grubunun üzerindeki meslektaşlarımız teknolojiyi etkili ve verimli bir şekilde kullanamıyorlar. Aslında onların yıllar içerisinde kazandıkları üstün tecrübelerle teknolojinin bir araya getirilmesi çok önemli. İyi planlanmış, verimli bir hizmet içi eğitim çalışmasıyla bu meslektaşlarımıza destek verilebilir. Düşünün ki, birinci sınıfa gelen bir öğrenci bilgisayarı açıp kapatabiliyor, yazı yazabiliyor, googlede arama yapabiliyor. Öğrenci böyleyken öğretmeni bunların hiçbirini yapamıyorsa, öğretmenin o öğrenciyi eğitim açısından doygunluğa ulaştırması mümkün olamayacaktır. Bu demek değildir ki, teknoloji her şeydir. Böyle düşünmek büyük bir yanılgıdır. Dünyanın en harika teknolojisi, öğretmen ile öğrenci arasındaki birebir iletişimin, göz temasının ve aralarındaki duygusal bağın yerini tutabilir mi? Bu mümkün değil! Teknolojinin babası Bill Gates bile bu noktada aciz kalacaktır. Öğretmen, eğitim öğretim çalışmalarının vazgeçilmezidir. Biz burada teknolojiye vurgu yaparken öğretmeni ihmal ediyor değiliz. Söylemek istediğimiz, teknolojinin işimizi kolaylaştıran etkin bir araç olduğu. Yoksa kimin haddine benim Cemal hocamın yerine Google efendiyi koymak. Sen var ol Cemal Hocam!