Okumak, insanın bu dünyada yapabileceği en asil eylemlerden bir tanesidir. Nazari bilgi olarak bu mevzuda hem fikiriz. Hep söyleriz eğitim şart, okumak şart diye. Lakin söyleyip durduğumuz bu hakikatin tatbikatı noktasında birçoğumuz sınıfta kalmış vaziyetteyiz. Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmazmış. Her şey ayan beyan ortada. Dün olduğu gibi bugün de kütüphanelerimiz kapılarını çalacak gençleri bekliyor hasretle. Toplumsal seferberlik ruhu içerisinde okuma eylemini yaygınlaştırmanın formüllerini bulmak zorundayız.
Yarım yamalak ve birçoğu da yanlış bilgilerle hayatımızı devam ettiriyoruz. Bu bilgileri, ya oradan buradan duymuşuz, ya ana babadan görmüşüz, ya da medyadan işiterek öğrenmişiz. Aslından, kaynağından veya ehlinden öğrenme diye bir derdimiz olmamış. Hayat mı hayat, yaşıyoruz işte… Daha doğrusu biz, hayat denen nimetin kadrini bilmiyoruz ve onun kılavuz kitabından da bihaberiz. Bilseydik ve farkında olsaydık böyle kara balta yaşamazdık. Doğru ve sağlıklı bilgiyle hayatımıza yön verirdik. Akıllı insanın yapması gereken bu değil midir?
Doğru ve sağlıklı bilgiyi ancak sahih kaynaklardan okuyup emek vererek elde edebiliriz. Okuma noktasında buna çok dikkat etmeliyiz. Bazılarımız şöyle tavsiye ediyor gençlere: Ne bulursanız okuyun! Gençlere verilebilecek çok da akıllıca bir tavsiye değil bence bu! Ne bulursanız okuyun! Beynimiz çöp tenekesi değil ki, her bulduğumuzu okuyalım. Ayrıca, okuma bir disiplin içerisinde yapılırsa fayda hâsıl olur. Sonra zaman denilen bir sermaye var elimizde ve bunu akıllıca kullanmalıyız. Abur cubur şeyler okuyarak zamanı boşa geçiremeyiz. Böyle bir lüksümüz yok. Öyleyse, okuma konusunda bir önceliğimiz olmalı ve ardından seçici davranmalıyız. Bir de toplumda sağlıklı ve sahih bilginin peşinde koşacak ve bu uğurda gayret gösterecek ilmi hassasiyete sahip namuslu, menfaat gözetmeyen, eğrilip bükülmeyen, her yerde doğruyu söyleyebilecek dosdoğru insanlardan müteşekkil ilim ehli bir tabakanın olması şart! Tabaka derken ayrıcalığı olan bir zümreyi kastetmiyorum. Halkın arasında ve halkla beraber yaşayan, fisebilillah ömrünü ilme ve insanlığa yararlı olmaya vakfetmiş mütevazı, münevver insanları kastediyorum. Gündemi aslında bunlar belirlemeli. Okumayan tembellerimiz, okumaya vakti olmayanlarımız da bu tabakayı takip etmeli ki, aydınlansınlar. Özü sözü sağlam akıllı bir rehbere uymak böyleleri için tek çıkar yoldur. Belki herkes arzuladığımız manada okuyamaz ama mutlaka toplumda okuyan bir kesim olmalı ve bu münevver kesim topluma yön vermeli. Bu alanda toplumun önüne uygulanabilir projeler koymak zorunluluğumuz var. Okuduklarımız müşahhas olarak günlük hayatımızda gözükmeyecekse bize ne faydası var? Bunun için okuduklarımızın karmaşık olmayan, uygulanabilir, reçete nevinden projelendirilmesi gerekir. Bütün bu projeler plan dâhilinde yapılmalı ki verim alınsın. Bu çalışmalar, toplumumuzun geleceği, huzur ve refahı için çok mühim. Tek başına ekonomik zenginliklerle kalkınamayız. Kalkınmanın fikri, ilmi ve ahlaki temelleri olmalı ki, devlet ve milletimiz uzun soluklu olsun. Bu konulara kafa yormalıyız. Falan yere idareci atanmak, falan mevkiye gelmek, falan makamda oturmak çok önemli değil. Derdimiz yeniden ve toptan bir aydınlanma olmalı. Akademisyenlerimiz, hocalarımız, öğretmenlerimiz yukarıda bahsettiğimiz münevver kesimi oluşturabilirler aslında. Onların şu an ki mevcut konumları maaşlı memurluk. Bu dediğimiz memur zihniyetiyle olacak bir şey değil zaten. Ayrı bir fedakârlık, gönüllülük ve ufuk işi. Okuyan bu münevver kesim sürekli okuduklarının ışığında her alanda yeni uygulanabilir, pratik fikirler üretmeli. Yani sokağa yansımalı bilgi ve düşünce. Üniversite, okul, sokak, çarşı, tarla, fabrika bu anlamda iç içe olmalı. Karşılıklı iletişim yolları devamlı açık kalmalı. Sağlıklı bilgi akışı devam ettiği sürece zaman içerisinde birçok toplumsal problemimiz çözülecektir. Böyle bir projeyi uygulayabilirsek bizi gelecek de kimse tutamaz. Dünya milletleri arasından füze hızıyla sıyrılır ve yükseliriz. İnsanlık ailesi içerisindeki onurlu yerimizi de pekiştirmiş oluruz böylece. Dar kalıplardan kurtulup cihan şümul hale geliriz. İnsanlarımız mutlu olur, geleceğe umutla bakarız. Hem kendi insanımıza hem de dünyadaki diğer insanlara yararlı oluruz. Hakk’ın kullarına yararı dokunan insandan daha bahtiyar kim vardır ki şu dünyada? Bu ne hoş bir makamdır bilip anlayabilene!
Bilgiye yani okumaya niçin ihtiyacımız var? Niçin okumalıyız? Kariyer yapmak, başkalarına hava atmak, sınavdan iyi not almak, gelir getirecek bir mesleğe sahip olmak, toplumda üstünlük ve itibar sağlamak mıdır okuma amacımız? Veyahut ta, okumamızın yegâne gayesi bunlar mı olmalıdır? Bugün modern toplumda bireylerin büyük bir kısmı yukarıda saydığım nedenler için okumuyor mu? Bütün bunların sorgulanması gerekmez mi?
Bizim okuma noktasında neye ihtiyacımız var? Neyi okumalıyız? Kişisel olarak bunun ön araştırmasını yaptık mı? Yoksa cümbür cemaat medyanın pompalamasıyla çok okunan popüler kitapların peşinden mi koşuyoruz farkında olmadan? Her alanda insanları yönlendirmeyi seven ve bunu kendine meslek edinen ticari hayatın önemli faktörü medya, bu konuda da misyonunu eksiksiz yerine getiriyor. Bir şehri gidip görmeden, o şehri yaşamadan o şehrin romanını yazan adamların kitaplarını bize en kral roman diye yutturabiliyor medya. Zihinlerimizin uyanık kalmasında fayda var. Bu çağın en bahtiyar insanı bütün bu bilgi kirliliği içerisinde zihnini temiz ve uyanık tutabilendir. Başka türlü huzur ve mutluluk gözükmüyor modern insan için. Modernitenin dayatmasına, yönlendirmesine ve köleleştirme çabalarına rest çekmekten başka çaremiz yok. Hani anlatırlar ya, şeytan son nefeste müminin imanını çalmak için âlim ve âbid kişi kisvesine girer öyle gelirmiş. Her yolu deniyor, bakıyor olmayacak en sonunda âlim ve âbid insanların kılığına bürünüp de geliyor. Öyle kandıracak güya. Derdi müminin imanını çalmak. Şimdi modern çağın küresel aktörleri de aynı taktiği uyguluyorlar. Zihinlerimizi bulandırmak için her metot ve taktiğe başvuruyorlar. Teslim olmamak lazım.
Yemek tarifi kitabı okuyarak midemize hitap eden güzel yemekler yapabiliriz. Ne güzel değil mi? Bakın okumak bize bu yönde bir avantaj sağlayabiliyor. Ya ruhumuzu doyuracak okumalara ihtiyacımız yok mu? Hem de ne kadar çok ihtiyacımız var. Ahali ne okuyor, gündemin gerisinde kalmayayım diye bazen çok okunanlar listesine bakıyorum. Yazık, abur cubur şeylerle dağarcığımızı doldurup duruyoruz!
Öğrencilik yıllarında bize devamlı klasikleri okuyun diye telkinler yapılırdı. Hangi klasikleri okuyacağız o da ayrı bir muammaydı tabi? Sonra öğrendik ki dünya klasiklerini okuyacakmışız. Peki, okuyalım da bu dünya klasikleri dediğiniz eserlerin içerisinde niye bizden hiç eser yok? Rus’u, İngiliz’i, Fransız’ı var da niye bizimkiler yok! Genç olarak bu soru haliyle zihninizi kurcalıyor. Oku oğlum bunlar klasik, mutlaka okunması lazım. Öbürleri ne hocam? Geçmişte öyle zamanlar oldu ki, bizim medeniyetimize ait klasiklerden hiç bahis bile açılmadı. Elin oğlu kadar bile Mevlana’yı tanıyamadı bir dönem bizim gençlerimiz. Dünya aktı geldi Konya’ya, bizim Mevlana gibi bir değerin fikirlerinden haberimiz olmadı. Medeniyetimizin söz üstatlarından, gönül mimarlarından bihaber geçti yıllarımız. O değerler, dillerini biz gençlerin anlayamayacağı insanlar olarak lanse edilmişti bize ve öylece kaldılar. Neymiş efendim dilleri anlaşılmıyormuş. Bir hazineden mahrum edildik. Üzerinde oturduğumuz hazineden bihaber yaşadık yıllarca. Bugün yavaş yavaş kendi klasiklerimize dönüşü gördükçe gelecek adına umutlanıyoruz. Özellikle son yıllarda radyo ve televizyonlarda eski şiirimizle ilgili yapılan programlar gelecek adına sevindirici. İnternette de bu alanda hazırlanmış takdire şayan web sayfaları var. Daha yapılacak çok iş var bu sahada. Önce kendi klasiklerimizi okuyup anlayacağız, sonra dünya klasiklerini… Adam midesinden hasta sen adama deva olsun diye kulak damlası veriyorsun. Bu nasıl reçete? Ahvalimiz bu? Zihinler bulanık olunca sosyal hayatımız da bulanıyor haliyle.
Her şey, sağlıklı zihinsel ve duygusal bir yapı oluşturabilmekten geçiyor.Ya okuyan olacağız ya da okuyanı seven, sayan! Yeryüzüne çil çil kubbeler serpen, cihana ilim ve medeniyet ışığı saçan bu necip milletin evladı olarak bizler yeniden kitaba âşık bir toplum olmak zorundayız. Kim ne derse desin, başka çıkar yolumuz yok!
(Recep ŞEN - 28 Eylül 2011)