GEÇMİŞE YOLCULUK
(RECEPŞEN)
Bir zamanlar biz de millet, hem de nasıl milletmişiz:
Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!
Kapkaranlıkken bütün âfâkı insaniyetin,
Nâr olup fışkırmışız tâ sinesinden zulmetin.
Mehmet Akif’e ait yukarıdaki mısraları okuduktan sonra, geçmişe doğru bir yolculuğa çıkmaya ne dersiniz değerli dostlar? Zira, geçmişini unutan bir milletin geleceğini sağlam temeller üzerine oturtması mümkün değildir.
Atatürk’ün sözünü tekrar birlikte hatırlayalım isterseniz : “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”
Buyurun şimdi birlikte okuyalım Avrupalı yabancı yazar ve seyyahların Osmanlı dönemindeki Müslüman Türk’ün sosyal hayatı hakkında yazdıklarını. Kaynağımızı da belirtelim bu arada: Yabancılara ait bu görüşler Tarihçi Yılmaz Öztuna’nın iki ciltlik Osmanlı Devleti Tarihi adlı kitabından alınmıştır.
“Türkler’in biz kadınlara muameleleri bütün milletlere örnek olmalıdır. Sokaklarda kadın en küçük saygısızlık görmez.” (Lady Craven, Voyage a Constantinople, Paris 1789)
“İhtiyarlık Türkiye’de olduğu gibi hiçbir yerde hürmete mazhar değildir. Çocuklarını daha fazla şefkat ve ilgi içinde yaşatan bir memleket de bilmiyorum. Sokaklarda çocuğunu omzuna, kucağına alarak yürüyen, onu fazla yürütmekten, yormaktan sakınan çok baba görülür. Ama büyüyen çocuk, babasına büyük saygı gösterir. Emretmedikçe oturamaz. Yalnız baba değil, babasının ünvanı neyse “efendi baba” , “ağa baba” , “bey baba” , “paşa baba” diye hitap eder. Küçük kardeş büyüğüne saygı gösterir. Büyük kardeş asla ismiyle çağrılamaz, “abla” ve “ağabey” denir ki bizim dilimizde bu kelimeler meçhuldür (bilinmez).” ( Ubucini, 1855)
“ Bir Türk kervansarayına indim. Üç gün bedava yiyip oturdum. Hıristiyanlar da aynen Türkler gibi kabul görüyordu.” (Villamont, 1596)
“ Bir Türkmen kulübesinde misafir kaldım. Beni misafir ettikleri kulübede, Avrupa’nın en lüks otelindeki kadar emniyet içindeydim. Doğrusu nazik insanlardı.” ( Mac Farlane, 1829)
“Galata bankalarından altın torbalarını, limandaki gemilere, Türk hamalları taşır. Şimdiye kadar en ufak bir vak’a işitilmemiştir. (Ubucini, 1855)
“Türkler hayır yapmakta çok ileridirler. Bir defa din farkına bakmazlar. İnsanın geçmişine de bakmazlar. Hayvanlara ve bitkilere mahsus hayrât da yaparlar. Mahallenin zengini, o mahallede ihtiyaç sahiplerinin hepsini himaye eder (korur, gözetir).” (Comte de Bonneval, 1740)
“Hayrât yaptıran Türkler arasında epey çılgınlar bulunur. Şam’daki kedi ve köpeklere mahsus hastahane böyle bir çılgının vakfıdır.” (Guer, 1746)
“Osmanlı ülkesinde dilencilik ve dilenci yok gibidir.” (de la Monraye, Voyages, 1727)
“Türkiye’de kabalıktan eser görülmez, her tarafta nezaket göze çarpar.” (Prens Demetrius Cantemir, Histoire de L’ Empire Othoman, Paris 1743)
“Türkler asla yere tükürmezler.” (Marsigli, 1732)
“Türkler’de babaya saygı son derece büyüktür. İzin almadan babalarının karşısında oturmazlar.” (Amédéé Jaubert, Voyage, Paris 1821)
“Türk mutfağı çok temizdir. En küçük bir kire tahammülleri yoktur. Sofra takımları temizlikten parıldar.” (Tavernier, 1678)
“En yoksul bir Türk köylüsünün evinin temizliği hayrete şâyandır. Türk hastahaneleri, Avrupa hastahanelerinden çok daha temizdir. Türkler bu hayatı asırlardan beri yaşıyorlar. Biz de ise temizlik yarım asır önce başlayabilmiştir.” (Dr. A.Brayer, Neuf Annéés a Costantinople, Paris 1836)
“Zengin Türkler bol sadaka verirler. Zaruretlerini söylemekten kaçınanları arayıp bulur, bilhassa onlara yardımdan zevk alırlar. Borçlunun borcunu öderler. Yoksul komşularını gözetirler. Herhangi bir hayvanın acı çekmesine asla izin vermezler. Kedi ve köpekler için vakıf yaptıranlar vardır.” (de Thevenot, Relation d’ Un Voyage Fait au Levant 1665)
“Türkler arasında, başka milletlerde olduğu gibi senet ve yazılı vesikaya lüzum yoktur. Verdikleri sözün, yaptıkları vaadin esiridirler. Din farkı gözetmeksizin bütün insanlara karşı aynı şekilde hareket ederler. Başkasının hakkını yemekten çok korkarlar. Bütün endişeleri helal ile haramı ayırmaktır.” ( d’Ohsson, IV, 309)
“İstanbul’da gece asayişi de gündüzki gibi mükemmeldir. Nadiren hırsızlık olur. Hırsız bulunamazsa çalınan mal, o sokağın sakinlerine ödetilir. Hırsız bulunursa, ağır bir hapis cezası verilir.” (Castellan 1811)
“Türkler’in beşer irfanını ciddi bir suretle ileri götürdükleri, şimdiye kadarki bilinen materyallerden bile, vâzıh (açık, belirgin) olarak anlaşılmaktadır.” (Geza Fehér, II. Türk Tarih Kongresi)
Birlikte okuduğumuz Türk’ün bu güzel hasletleri tozlu raflardaki tarih kitaplarında kalmasın. Bu güzel hasletler bizim sosyal hayatımızda da yaşasın.
Okumadan, araştırmadan peşin hükümle koskoca bir medeniyeti yargılamaya kalkanlara da bu sözler ders olsun!
Haftaya buluşuncaya kadar hoşça kalın değerli dostlar!
(Bafra Gazetesi Ve bafrahaber.com'da yayınlanmıştır.)
DİĞER YAZILAR
------------<<<< o >>>-------------
Copyright © ŞUBAT 2008 DÜZENLEME: RECEP ŞEN |