|

|
SABAH DOĞUP AKŞAM ÖLENLER
Güneş doğar ve biz güne başlarız; güneş batar akşam olur. Bu devran böyle sürer gider. İnsanlar bir gün kendilerine biçilen vadeyi tamamlayacaklar. Bu vadeyi esaslı işlerle doldurabilenlere ne mutlu!
Nice insanlar vardır ömrü mutfakla tuvalet arasında geçer. Bunlar hayatlarını fuzuli işlerle tüketirler. Amel-i salih dediğimiz faydalı işlere yanaşmazlar. Dünyaya, ahirete yaramayan işlerle meşguldürler. Ne kendilerine faydaları vardır ne de diğer insanlara. Ne bir garibi sevindirmişlerdir ne de bir yoksulu doyurmuşlardır. Hayattaki mevcudiyetinin idrakinde değillerdir. Bu insanlar enâniyetleriyle birlikte toprağa gömülüp giderler. Boş yaşayıp boş ölürler! Öbür dünyadaki halleri zaten içler acısıdır.
Bir de içki, kumar ve uyuşturucu müptelasına esir olmuş, çoluk çocuğunun nafakasını kumar masalarında tüketen insanlar vardır. Toplumun kanayan yaralarıdır adeta bunlar! Bu insanların evlerinde anne babaları, eşleri, çocukları aç ve sefil vaziyette beklemektedir. Bir de gördükleri şiddet ve zulüm var tabi ki bu evde bekleyenlerin. Aklımın, havsalamın almadığı olaylar oluyor bazen. Bu tip insanlardan bazılarının annesini babasını, evladını kestiğini, eşini öldürdüğünü okuyorum basından. Aman Allah’ım bu ne aşağılıktır, bel hüm adal diye Kuran'da tarif edilenler bunlar olsa gerek. Bu aziz milletin evlatları ne hale geldi. Ne oluyor bize, ne oluyor fatih'in torunlarına? Allah sonumuzu hayreylesin!
Bedeni zevklerinin peşinde koşan tipleri unutmayalım bu arada. Bunların işi gücü şehvetleri, ihtirasları, yedikleri içtikleridir. Lisede okurken bir hocamızdan duymuştum. Muhtemelen büyüklere ait bir sözdür. Oğlum derdi bir kimsenin gayreti, himmeti karnına giren olursa, o kimsenin kıymeti de karnından çıkan gibi olur. Hayatta neye değer veriyorsak bizim değerimizin ölçüsü de odur.
İbret olsun diye bir vakayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Zamanında hovardalıklarıyla övünen birisi şunları anlatmıştı bana. Abi dedi çoluk çocuğumun karnı aç mı, tok mu diye düşünmeden en güzel muzları, meyveleri, yemekleri yabancı Rus kadınlarına yediriyordum. Servetimi onlarla yedim. Hiç aklıma çoluk çocuğum gelmiyordu. Gelse de ihtiras ve şehvet gözümüzü kör etmişti birkere. Çocuklarıma, eşime yaptığım eziyetler gözümün önüne geldikçe utanıyorum kendimden. Elin yabancı hayat kadınlarına davranışlarımla kendi eşime davranışlarımı karşılaştırıyorum. Ben insan değilmişim abi diyor ve ağlıyordu. Şimdi çok pişmanın abi diyordu. Diyordu ama iş işten geçmişti. Yuvası dağılıp gitmişti. Kim bekler böyle insanın başını?
Şimdi asıl mesele bu insanların kendilerine faydası olmadığı gibi aziz milletimize ve insanlık alemine de faydaları yoktur. Halbuki insan olana yaraşan üç günlük fani zevklerin ve fani hayatın ötesinde kendisi, ülkesi ve insanlık için ulvi işlerle uğraşmaktır. Bu noktada beşikten mezara eğitim süreci devreye girmeli. Nesiller ıslah ve terbiye edilmeli.
Hiç bitmeyecek, hiç yaşlanmayacak sandıkları bu dünya hayatında doğru, faydalı işlere yanaşmayan bu tiplerden eylemesin Allah bizleri!
Kimse burada kalıcı değil; hepimiz yolcuyuz dostlar ebedi âleme doğru...
(M.SEYFİ GÜNDÜZER-MERSİN) |