SADAKA TAŞLARI-recepsen.com
 


 

Anasayfa

Şiirlerim

Yazılarım

 Eğitim

 Kütüphane

Tarih

Edebiyat

 Eğlence

Çocuklarımız

Misafir kalemler

 Karadeniz'in İncisi:Bafra

Hayat Hikâyeleri

 Gazeteler Ve Haberler

 Fotoğraflar

 Görüşlerinizi Yazın

Site Duyuruları

İletişim

web tracker

 

 

SADAKA TAŞLARI

(RECEP ŞEN)

 

Sadaka taşları bizim medeniyetimize özgü bir uygulamadır. İyiliğin yeryüzündeki en nezih, en zarif ve en güzel tezahürüdür. Cömertliğe (sehavet) farklı bir yorum getirilmiştir sadaka taşlarıyla. Gönül insanı olan ecdat burada da farklılığını göstererek bizi ve dünyayı kendisine hayran bırakmıştır.

Sağ elin verdiğini sol elin bilmemesi, yapılan hayra gösteriş (riya) bulaşmaması ve yardım edilen kişiye psikolojik olarak herhangi bir etkinin yapılmaması, ve onun eziklik hissetmemesi gibi sadaka ile ilgili temel ilkeler amaçlanmış sadaka taşları uygulamasında.

Sadaka taşı ve buna benzer incelikleri, edep, şefkat ve merhameti başka medeniyetlerde göremezsiniz! Edep, merhamet ve şefkat medeniyetinin çocukları olarak bizler, maalesef bugün bu tür uygulamalardan bihaberiz. Unutmayalım ki, kendi değerlerine yabancı olan bir toplum hiçbir zaman ilerleyemez, başkaları tarafından da dikkate alınmaz, kabul ve saygı görmez.

Genellikle gecenin karanlığında hali vakti yerinde olan hayırsever insanlar sadaka taşlarına sadakalarını bırakır giderlermiş. Muhtaç durumda olan fakirler de buradan gelip ihtiyacı kadar parayı alır, gerisini sadaka taşına koyarmış. Kendisi gibi muhtaç olan fakir kardeşlerini düşünürmüş. Nefsinin arzusuna kapılıp da olanını alıp gitmezmiş. Sonra ellerini açar, sadaka taşına sadakayı bırakan hiç tanımadığı ve görmediği kişi için dua edermiş.


Prof. Dr. Süheyl Ünver Hoca sadaka taşları hakkında şunları yazar: “Sadaka taşı, iki metre boyunda mermer bir sütun. Üstünde bir çukur var. Geçen asırda, yolu buraya düşenlerden hal ve vakti yerinde olanlar, mermerin üstündeki çukura birer miktar para bırakırmış.
Derdini kimseye açamayan hakiki bir fakir ihtiyacı olunca oradaki parayı alır. O günkü ihtiyacı bir kuruş mu? Yüz para mı? Onu ayırır, kalanını, kendisi gibi ihtiyacı olanları düşünme terbiyesi icabı çukuruna kor ve meçhul sadakacıya içinin memnunluğunu kalbinden ulaştırır ve dönermiş.”

Yazının bir başka bölümünde kanayan bir yaramıza parmak basıyor Ünver Hoca:” Bizler bu hizmetlerimizle milletimizi bu güne kadar getirmişiz. Eğer umumi idaremiz, tarihte bilgisizlikleriyle, bilerek ve bilmeyerek geçmiş asırda fenalık yapan politikacılara kalsaydı, çoktan dünya yüzünden silinmiş olurduk. Bu gibi umumi ve hususi vakıflarımızdan başka, halkımızın orta hallilerinin ve hatta fakirlerin, kendilerinden daha çok fakirlere muavenet ellerini uzatmaları, hizmetlerini tarihlerimize intikal ettiremediğimiz için, milli hasletlerimiz ve meziyetlerimizden bu hala devam eden şifahilik ihmalimiz yüzünden dünyanın dört bucağına duyuramamışız.”(Hayat Tarih 1967, sayı: 11)”


Bu konuların araştırılması ve günümüz insanına sunulması lazım. Camiler, medreseler, mezarlıklar, türbeler ve mahallelerin fark edilmeyen tenha köşelerine yerleştirilirmiş sadaka taşları. Yani gizlilik esas olarak kabul edilmiş bu işte.

Bu milleti, sahip olduğu yüksek ahlâk ve maneviyat duygusu payidar etmiştir yeryüzünde asırlarca. Yoksa biz, dünya üzerinde böyle köklü bir medeniyet kurup yaşatamazdık. Bizim medeniyetimizin özü “her şey insan için” ilkesinde saklıdır. Sivil ve resmi bütün kurumlarda bu zihniyet hakimdir.

Osmanlının kuruluş yıllarındaki “insanı yaşat ki devlet yaşasın” felsefesinin hayata yansımasıdır sadaka taşları ve daha birçok hayra dayalı uygulamalar. Şimdi böyle bir toplumda hiç istemediğimiz hırsızlık ve dilencilik olayları olur mu?

Tabi biz bunları anlatırken bazıları bu anlattıklarımıza kolayca inanamayacaktır. Belki de haklılar; çünkü kapkaç çetelerinin sokakta aramızda dolaştığı, hırsızlık olaylarına karşı son sistem tedbirlerin alındığı, devlet ve millet malına el uzatanların bulunduğu bir dünyada yaşıyoruz.

Reklamı olmayan yere kuruş para harcamayan zenginlerin olduğu bir dünyadayız. Yaptıkları hayır işlerinin adına sponsorluk diyorlar zenginlerimiz. Gel de külahıma anlat sen benim onu. Ne hayırı resmen ticari faaliyetin bir parçası.

Şimdi böyle bir dünyada kolayca ulaşılabilecek bir yere para koyacaksın ve oradan da sadece muhtaç olanlar ihtiyaçları kadar alacaklar… 

Günümüz insanı için bu öyle kolay anlaşılabilecek bir şey değil. Ama biz millet olarak böyle mesut, müreffeh ve huzurlu günler yaşadık. Mübarek Ramazan ayı yaklaşıyor. İyilik ve yardımlarımızın yoğunlaştığı bir atmosfere giriyoruz. Bu mübarek ayda muhtaçlara daha yakın olmalıyız. Sadaka taşları bu konuda bize ilham kaynağı olur inşallah. Reklam olsun diye değil, nam olsun diye değil; sadece fi sebilillah fakirin yüzünün gülmesi için.

Hiç unutamadığım bir hadiseyi nakledeceğim sizlere. Malumunuz olduğu üzere ramazan ayında iftar çadırlarımız kuruluyor. Bu iftar çadırlarından birisinin önünden geçiyorduk. Çadırın girişinde büyükçe bir pano var ve bu panoda o akşam iftarı veren kişi veya firmaların isimleri yazılı. Baktım panoda isim yazmıyor. Bu durum dikkatimi çekti. Görevliye sordum bu akşam iftarı kim veriyor diye. O da isminin açıklanmasını istemeyen iki hayırseverin verdiğini söyledi. Sadaka, iyilik bu işte! O bilsin yeter, insanların bilmesine ne lüzum var!

Bir arkadaşımdan anlatmıştı. Dinlerken çok duygulanmıştım. Hala böyle asil insanlar var demek ki aramızda diyebildim içimden. Bu anlatacağım hadise bir asalet örneğidir gerçekten. İlçemizin bir mahallesinde geçiyor nakledeceğim olay. Şimdi bu olayı bizzat yaşayan kişiyi dinleyelim birlikte.

Bir ramazan gecesi, saat gece yarısını geçmişti. Evin önündeki kaldırımın kenarına oturdum hava alıyordum. Siyah, son model bir jeep durdu. Araçtan iki bayan indiler. Bana ellerinde isim ve adres yazılı bir kağıt gösterdiler. “Bu adresteki ismi arıyoruz, bu mahallede oturuyormuş, tanıyor musunuz?” Kâğıtta yazılı isme ve adrese baktım. Çok iyi tanıdığım bir kişiydi. “Evet tanıyorum, ama siz ne yapacaksınız onları? Gariban, kimsesiz insanlardır onlar. Sizinle ne işleri olur ki?” Kadın, onlara yardım edeceklerini söyledi. Yalnız bir şartları vardı. “Bizim hakkımızda en ufak bir şey söylemeyeceksiniz. Sadece verdiğimiz bu malzemeleri onlara ulaştıracaksınız” dedi. Kim olduklarını sordum söylemediler, kendilerini bilinçli bir şekilde gizliyorlardı. Hatta arabalarının plakaları bile kapatılmıştı. Yüklü miktarda bir yardım malzemesi ve parayı bana güvenerek bırakıp gittiler. Ben de o emanetleri muhtaç olan aileye götürdüm verdim. Öyle sevindiler ki bana teşekkür ediyorlardı. Ben de:” Hayır, bunları bana iki kadın size vermem için bıraktı. Bu hayır, iyilik onların. Ben tanımıyorum, siz de tanımıyorsunuz. Dua edin onlara yeter!” dedim. Ev sahibi ağlamaya başladı ve ellerini açarak dua etti bilmediği o iki insan için.

Bugün ecdadımızın ortaya koyduğu sadaka taşları uygulamasını modern çağa uyarlayarak ve modern çağın teknolojisini kullanarak devam ettirmeliyiz. Önümüzdeki ramazan buna vesile olur inşallah. Bırakalım şu reklamı, şöhreti sahiden bir şeyler yapalım. Unutmayalım sağ elimizin verdiğini sol elimiz bilmeyecek!

 - Bu yazıya yorum yazmak ister misiniz?-

(NOT:Bu yazımız aynı zamanda Bafra Ajans Haber Portalı www.bafraajans.com adresinde de yaynılanmaktadır)

 

YAZILARIM SAYFASINA DÖN

 

HER HAKKI SAKLIDIR I ŞUBAT 2008 DÜZENLEME:RECEP ŞEN I E-POSTAMIZ: bilgi@recepsen.com