ÖN YARGILARIMIZDAN SIYRILMAK
(Recep ŞEN)

Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde, bir kimse veya bir şeyle ilgili olarak belirli şart, olay ve görüntülere dayanarak önceden edinilmiş olumlu veya olumsuz yargı, peşin yargı, peşin hüküm, peşin fikir diye tarif ediliyor ön yargı.

Biz eğitimciler için en zor uğraşlardan bir tanesidir insanların kafalarındaki ön yargıyı ve tabuları yıkmak. Dünyanın en zor işidir bu.  Albert Einstein boşuna dememiştir: “Ön yargıları yok etmek, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur “ diye.

Ön yargı deyince  iki tip insan davranışı ile karşı karşıya kalırız. Birinci grup önyargılarını değiştirmeyi bırak adını bile anmak istemez. Bir kuru inattır sürer gider bu tiplerde. Hani halk arasında Ebu Cehil inadı deriz ya, işte buna benzer halleri. İkinci gruptakiler ise kafalarındaki ön yargıların doğruluğuna inanmıştır. Önyargılarının nedeni bilmemezlik ve korkulardır.  Adeta amentüleri olmuştur önyargıları. Bunları değiştirmeniz çok zordur.

Akarsuyun önüne çekilmiş dev sete benzer önyargılar.  Tabular gibi yani. Su doğal haliyle akacağım der, bunlar ise hayır akamazsın biz varız derler.  İşin en korkunç yanı fikir, sanat, bilim, siyaset ve inanç dünyamızın yollarını tıkarlar. Yolları tıkanan bilim, sanat, fikir, siyaset ve inanç dünyamız birşey üretemez. Hâl böyle olunca da sosyal hayatımızda derin çatlaklar oluşur.  Giderek büyüyen bu çatlaklar kangrene yol açan toplumsal yaralara dönüşür.

İnsanlar arasındaki sağlıklı iletişim toplumsal düzen için önemlidir. İletişim birlikte yaşamayı becerebilmektir. Gönülden gönüle yol bularak gönülleri birbirine bağlamaktır. Mevlâna şöyle der: ” Kalbi ile, söyledikleri bir olmayan kimsenin, yüz dili dahi olsa o yine dilsizdir. Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler.”

Sözü gönülden söylerseniz karşınızdakinin gönlüne gider, ağızdan söylerseniz kulağa kadar gider ve orada kalır gönle inmez. Yani iletişimde gönül dilidir aslolan. Eğer bu dili kullanmazsanız ön yargıları yıkmanız imkânsızdır.

Ön yargıların hakim olduğu toplumlarda insanlar arasında sağlıklı iletişimden söz edemeyiz. Cebinizdeki telefonun kapalı olması gibi insanlar birbirlerinin mesajlarına kapalıdır.  Toplumda yaygın olan ön yargılar sayesinde ötekiler oluşur. Siz ve ötekiler... Toplum bu şekilde sınıflara ayrılır, kamplara bölünür. Artık birbirine zıt gruplar oluşur. Sizin ak dediğinize, karşı taraf ak olduğunu görüp bildiği halde ak demez. Kin, husumet devam eder, zamanla bu fiziksel çatışmalara da dönüşür. Bu tipler kendileri huzursuz oldukları gibi başkalarını da huzursuz ederler. Bu tür toplumlarda  ekonomik, sosyal, kültürel ve ruhi gelişme yerine gerginlik, kutuplaşma ve huzursuzluk devam eder. İnsan ruhunun özgürlüğünden de söz edemeyiz böyle bir toplumda. Toplumsal düzen, birlik ve bütünlük zayıflar.

Sürekli baskı ve dayatmanın hakim olduğu toplumlarda yetişen fertler üretemeyen, korkak, pısırık, huzursuz, cesaretsiz, kendisi ve çevresiyle kavgalıdırlar. Anlamadan, dinlemeden, bilmeden, tanımadan kişiler ve olaylar hakkında peşin hüküm verirler. Böylesi daha kolaydır onlar için. Zahmetli  olanı yapmaya yanaşmazlar nedense. Kolay olan, işlerine gelir hep. Olayları araştırmaya, öğrenmeye, düşünmeye, insanların hayat tarzlarını tanımaya,  anlamaya çalışmak zahmetli iştir. Bundan köşe bucak kaçarlar.

Başkaları hakkında kolayca hüküm veririz ama birisi bizim hakkımızda nefsimize ağır gelen bir eleştiride bulunacak olsa basarız fevaranı. Ne kadar kolay değil mi başkası hakkında peşin hükümle konuşmak? Kul hakkına girmek istemiyorsak ön yargılarımızla hareket etmeyelim.

Hür olmayan, araştırmayan, cahil ve ön yargılı zihinlerden toplum adına bir şey bekleyemezsiniz. Siz ne yaparsanız yapın bir arpa boyu yol almak mümkün olmaz. Onlar ancak güdülmeye alışmışlardır. Değişim ve yeniliklere açık olmak gerekir. Çevremizde herşey gelişerek değişirken biz değişmezük diyemeyiz. İnsan organizması bile gelişerek değişiyorken bizim inadımız niye? O halde gelişerek, yenilenerek değişeceğiz. Hızla değişen dünya da biz içimize kapanıp kalamayız. Yeni fikirlere, yeni anlayışlara açık olacağız, ön yargılarımızdan sıyrılacağız. Tabiki değişimi, mevcudu bir anda ortadan kaldırıp atmak olarak anlamak çok sağlıklı yaklaşım değildir. Toplum, tabii seyri içinde gelişerek değişir. Değişirken kaybederiz anlayışı da yanlıştır bence. Siz benliğinizi koruyorsanız bu korkunun ne kadar yersiz olduğunu yaşayarak görürsünüz. Toplum kendi refleksleriyle bu değişimi yönlendirir. Nihayetinde, toplumun da kendi kültürü vardır ve bu kültür gerektiğinde devreye girer. Zaten bizim değişim dediğimiz şey, bir dayatma değil ki. Eğer değişimi, kendi dayatmalarınızı topluma empoze etmek olarak algılıyorsanız toplum buna karşı direnir ve gerekli cevabı verir.

İşte size bir misal: Kadın konusu bizde ve İslam Dünyasında hâla sağlıklı bir şekilde tartışılamamıştır. Tartışılması da çok zor görünmektedir. Kadın konusu bir tabu gibi durmaktadır önümüzde. Kadın konusundaki anlayışımız tartışılmalı ve değişmeli bence. Biz kadını günah makinası olarak görmeye devam ettikçe birileri de onu sömürü ve reklam aracı olarak kullanmaya devam edecektir. Biz kadını  erkeğin yanında köle olarak görmedik mi yıllarca? Bize böyle öğretilmedi mi? Doğrusu bu mu yani? Bu insan fıtratına ne kadar uygun? Allah, kadını değersiz bir mahluk olarak mı yarattı haşa! Açın ilmihal kitaplarını bakın, hep erkek egemenliği söz konusudur. Günlük dini hayatın tertibi anlamındaki ilmihal kitapları bile erkeklere göre hazırlanmıştır. Peki bu yanlışın tam göbeğine nasıl düştük? Kadının evinde oturması gerektiğini, okuma  yazma öğrenmesini dahi günah sayan  sakat zihniyet bizi böyle bir yanlışa sürükledi. Bu anlayış islam anlayışı değildir. Ama bu anlayış İslam Dünyasında epey zaman yaygındı ve hâlâ da sürmekte. Bu anlayışı ortaya çıkaran biz erkekleriz. Kadın da insandır ve bize Allah emanetidir. O, annedir. O, ilk öğretmenimizdir. O, hayat arkadaşımızdır. Ona bu haksızlığı nasıl yapabildik? İşte, toplum yeniliğe ve gelişmeye kapalı olunca biz erkekler böyle sakat ön yargılara  mahkum olmuşuz. Egemen güçlerin dayatmaları yıllarca bize doğru olarak yutturulmuş. Neymiş efendim kadın okuyup yazmayacakmış. Fitneye sebep olurmuş, günahmış. Kim uydurmuş bu yalanı bilmem? Böyle bir şey yok! Hz Aişe annemizin hayatını iyi okuyun ve araştırın.

Bu ön yargı illetinden kurtulmak için eskilerin adab-ı muaşeret adını koydukları genel ahlak ve görgü kurallarına dikkat etmemiz lazım. Herşeyden önemlisi kendimizle barışık olmalıyız. İç huzurumuz da önemli bu arada. İnsan içine çıkmak ve insanlarla temas kurmak, öyle yabani gibi köşemize çekilmek yok.

Şu cümle çok hoşuma gider benim. Yanlış hatırlamıyorsam bir kızılderili atasözüydü: ”Bir kimse hakkında karar vermeden önce, kırk gün onun ayaklarıyla dolaşın” Başkalarını düşünmek, kendimizi onların yerine (empati) koymak gibi önemli insani erdemlere hayatımızda yer vermeliyiz.

İnsani ilişkilerimizde nazik olmalı, saygıyı, sevgiyi ön planda tutmalıyız. Sempatiklik, sevecenlik, insanlara hâl hatır sorma, anlayışlı ve hoşgörülü olma, her insanın ayrı bir dünya olduğunu kabullenme, başkalarını eleştirmemek ve suçlamamak, mütevazi olmak, tebessüm ve göz teması ön yargılarımızı yıkma konusunda işimizi kolaylaştıracaktır.

(12.12.2008) 


 - bu yazıya yorum yazmak istermisiniz?-

DİĞER YAZILAR