BUGÜN:


 
 
hayat hikayeleri
 
 
Kitabın Adı: Dört Güzeller-Toprak,Su, hava,Ateş
Yazarı: İskender PALA
Yayınevi: Kapı Yayınları
Sayfa: 370
Baskı: 3.Baskı
 

İskender PALA'nın ' Dört Güzeller-Toprak, Su, Hava, Ateş' adlı kitabını yeni bitirdim. Kitaba verilen ' Dört Güzeller ' ismi çok hoş bence. Yazar şöyle diyor "...Biz onlara dört güzeller dedik. Hani şu hepimizin bildiği toprak, su, hava ve ateş... Yerkürenin galaksideki oluşumunu sağlayan dört unsur bunlar. Kimyada bir bütünün veya bir yalını oluşturan şeylerden her biri...."
Biz bu dört güzeller ile birlikte ve iç içe yaşıyoruz aslında. İşin acı yanı birlikte yaşadığımız bu dört güzellerin farkında değiliz. Yazar bu kitabında karşımızda ayan beyan duran fakat bizim pek de öyle dikkatlice ve tefekkür ile bakamadığımız dört güzellere dikkatimizi çekiyor.
"Yine de ne zaman bir kum tanesinde dünyayı görsek, ne zaman bir nisan yağmurunda ıslansak, ne zaman güzel bir müzik veya hoş bir koku duysak, ne vakit bir ocağın çıtırtısında hayallere dalsak, değil dünyayı, cenneti görmüş gibi oluyoruz. Bize bu duyguyu veren işte o önemsemediğimiz dört öğedir."
Kitabı ayrı bir haz duyarak okudum. Dört Güzeller'in kültür ve medeniyetmizde ne anlam ifade ettiğini dikkatli okuduğunuzda kavrıyorsunuz zaten. Üstüne basa basa, hazmede hazmede okunması gereken bir kitap. Ayrıca kitabı okurken kültür ve medeniyetimizde ' Dört Güzeller ' etrafında oluşan apayrı, zengin, renkli, aydınlık, tefekkür ve bize has zevklerle dolu bir dünyanın farkına varıyor ve o dünyada seyahate çıkıyorsunuz. Şöyle bir baktığınızda dört güzelleri konu edinen şiirler ve nesirlerden teşekkül etmiş sayısız eserlerle dolu kütüphanelerimizi dolaşıyorsunuz. "Aman Ya Rabbim! Ne gönül varmış ecdatta." demekten kendinizi alamıyorsunuz ve okyanus gönüllü o insanlara bir kez daha hayran oluyorsunuz.
Kitaptan ilginç bölümler:
"Mecnun, Leyla'nın mezarı başına vardığında toprağın ıtırını duymuştu., taze ölüm kokuyordu toprak. Üstüne kapandı, toprağı kucakladı ve hiç kucaklayamadığı sevgilisinin ağıdını yaktı. Sonra can verdi o hasretle. Yoldan geçenler taze mezarın üzerinde onun taze cesedini görünce açtılar kabrini Leyla'nın ve iki sevgiliyi buluşturdular, aşklarını tazeleyip taze bir hikâye verdiler âşıkların diline. Ölüleri yutan toprak onların vuslatı olmuştu.Toprak ölüm demektir. Hayat ile ölüm arasında iki karış toprak bulunur. Bu mahalle ile yan mahalle arasındaki geliş gidişler gibi toprağın üstüyle altı arasında da böyle geliş gidişler olur. Yavaş yavaş, hissedilmeyen gelişler ve birdenbire hissedilen gidişler."
"Eskiden bir müslümanın kabri mermerden yapılacak olursa, lahdin kapak tabir olunan üst parçasında iki şey bulundurmaya dikkat edilirdi. Bunlardan biri kurdun kuşun su içmesi için el ayası kadar bir yalakçık, diğeri de yağmur suyunun mezar toprağına ulaşması amacıyla mermerin ortasına açılmış, bir karış çapındaki oval deliktir. Bu menfezin adı rahmet penceresidir. yani üzerini mermerle örttüğümüz mezarın toprağına girmesini istediğimiz rahmetin penceresi. O rahmet ki, yağmurun adı olduğu gibi Allah'ın lutfu, keremi, bağışı gibi mecazi anlamlar da taşır. Yani her iki manada Allah'ın yarattıklarına acımasının ve merhametinin adı. Bu yüzden yağmur suyun -den halini karşılar: Allah'tan yaratıklara..."
"Tarihimizde fener alayı gibi bir de mum alayı vardır. Mum alayı, ramazanda, teravih namazından sonra Ravza-i Mutahhara'da icra olunurdu. İçerisini görenler bilir, Efendiler Efendisi'nin merkad-i şerifinin başucunda altın şamdanlar vardır. İşte Osmanlılar devrinde, ramazan gelince yakılması mutat olan altın şamdanlara sekiz tane daha mum ilave edilmek üzere bir merasim tertiplenir, buna mum alayı denirdi".
"Hava dört element içinde en ruhani olanıdır ve melekler havada uçarCinler ve eğer varsa hayaletler onun içinde bir başka boyutta kendilerince hayat sürerler.Çok sevinçli olduğumuz vakitler uçmak gelir içimizden Kuşlar gibi özgür olmak... Üç boyutu birden yaşamak... Bu ancak havayı hissetmiş bir varlığın hayali olabilir.Nitekim uçaklar, kelebekler, veya bülbüller; hava olmasa uçamazlardı. Avucumuzdan uçurduğumuz kuru bir gül yaprağı, eğer hava olmasaydı, yere bir külçe gibi çakılırdı."