www.recepsen.com


 

Anasayfa

Şiirlerim

Yazılarım

 Eğitim

 Kütüphane

Tarih

Edebiyat

 Eğlence

Çocuklarımız

Misafir kalemler

 Karadeniz'in İncisi:Bafra

Hayat Hikâyeleri

 Gazeteler Ve Haberler

 Fotoğraflar

 Görüşlerinizi Yazın

Site Duyuruları

 İletişim

 

 

ÇOKLU ZEKA

 

Teknolojinin ve bilimin hızla geliştiği günümüzde, hala dünyada pek çok okulda geleneksel eğitim ve öğretim yolları kullanılmaya devam ediliyor. Okullarda yıllardır uygulanan, kuralları olan ve bol miktarda veriyi ezberlemeye dayalı eğitim sistemine teknoloji toplumunda daha az ihtiyaç duyulacaktır.
Teknoloji ve bilim toplumunda “ Problem çözme yeteneği, derinlemesine düşünme ve yaşam boyu aktif öğrenme” giderek daha önemli hale gelecektir.
Yıllarca insanların doğuştan geldiğine inanılan belli bir zekaya sahip olduğu, yaşamını onunla sürdürdüğü görüşü hakimken artık günümüzde insan zekasının sınırları, araştırmalarla birlikte yeniden çizilmeye başlandı.
Günümüzde IQ nun hayattaki başarı konusunda zayıf bir gösterge olduğuna dair pek çok bulgu ortaya çıkarılmıştır. IQ nun doğru kabullenilip yıllarca hakimiyetini sürdürmesi sonucu, toplumlar zekanın sınırlı olarak ele alınması ile belirlenen kalıba uymayan pek çok yaratıcı akıldan mahrum kalmıştır.
Geçen uzun yıllar sonunda ortaya çıkan ürünler hem eğitimciler hem de aileler açısından hiç umut verici değildi. Çünkü okul hayatı boyunca başarılı sayılan öğrenciler, mezuniyet sonrası büyük sıkıntılarla iş hayatına girebiliyor ve gerçek hayata uyumda pek çok sıkıntı yaşıyorlardı. Bunun gibi “zeki” diye adlandırılan pek çok öğrenci inanılmaz davranışlarla toplumu şaşırtıyor ve antisosyal tavırlarla anne babaları endişelendiriyordu. 1980’li yılların başlarından itibaren dünyanın gelişmiş denilen ülkelerinin pek çoğunda  ahlaki anlamda bir çöküşle birlikte bilim adamları, eğitimciler ve aileler, gençler adına binlerce hayal kırıklığı yaşamaya başladılar.
Bir öğrenme psikoloğu olan Howard GARDNER zeka kavramına farklı bir boyut getirdi. GARDNER, 1983’te yazdığı “ Aklın Çerçeveleri” adlı kitabında kültürlerin ve bilim adamlarının zekayı çok kısıtlı olarak tanımlayarak ele aldıklarını, zekanın bir veya birkaç faktörden çok daha fazlasını içerdiğini ve her insanda 7 farklı zekanın bulunduğu tezini ortaya attı.
Harward Üniversitesi Eğitim Profesörlerinden olan Haward GARDNER Çoklu Zeka Teorisini ortaya atmadan önce pek çok bilimsel araştırma sonucundan faydalandı. Bu çalışmalar sonucu insan beyninin farklı bölümlerden oluştuğu ve her bir bölümün özel işlevlere sahip olduğu gerçeği ortaya çıktı.
Prof. GARDNER, çalışmaları sonucu zekayı yeniden tanımladı. Zeka, değişen dünyada yaşamak ve değişimlere uyum sağlamak amacıyla  her insanda kendine özgü bulunan yetenekler ve beceriler bütünüdür. İnsan zekası yaşamın her anında, bir makineyi icat ederken, bir hedefi gerçekleştirirken, insanları ikna ederken, bir söküğü dikerken veya bir resim çizerken, bir rolü canlandırırken çok farklı zaman ve durumlarda harekete geçer ve kullanılır.
            GARDNER, zeka diyerek adlandırdığı 7 farklı beceriyi öğrenme, problem çözme ve insan olma için etkili birer araç olarak tanımladı. Her insan sahip olduğu zekalarla birlikte farklı bir öğrenme, problem çözme ve iletişim kurma yöntemine sahiptir.
            Dünya tarihine şöyle bir bakıldığında, GARDNER’ın teorisini destekleyen pek çok önemli ayrıntıya, olaya rastlanabilir. Dünyanın en ünlü atletleri , en büyük müzisyenleri girdikleri IQ sınavlarından çok düşük puanlar almışlardır. Böylesine düşük IQ puanlarına göre bu insanlara zeki diyemiyorsak, onları kendi alanlarında bu denli başarılı kılan ne olabilir? Bu başarılı insanların zihinsel yeterliliği farklı ilgi ve beceri alanları ile yeniden tanımlanabilir. Çünkü her insanın kendini ifade ederken kullandığı dil farklıdır. Bir müzisyen kendini yaptığı bestelerle, bir tiyatrocu kendini canlandırdığı rollerle ya da bir ressam çizgileri ile kendini ifade eder.
            Her insan farklıdır. Tektir ve özeldir. Her insanın da insanlık kültürüne katkısı farklı yönlerdedir.
            Prof. GARDNER yıllar boyu hakimiyetini sürdüren insanların tek bir zekaya sahip oldukları IQ denen zeka anlayışını kırdı. GARDNER’a göre insanların sahip oldukları çoklu zekaların her biri yaşamak, öğrenmek, problem çözmek ve insan olmak için kullanılan etkili birer araçtırlar.
           
Prof. GARDNER’ın tanımladığı zeka türleri :

Sözel – Dilsel Zeka
Mantıksal – Matematiksel Zeka
 Görsel – Mekansal Zeka
Bedensel – Kinestetik Zeka
 Müziksel – Ritmik Zeka
 Kişisel – İçsel Zeka
 Kişilerarası – Sosyal Zeka
Doğa – Varoluşcu Zeka

Son iki yıldır Sosyal ve Kişisel Zekalar bilim adamları ve eğitim bilimciler tarafından “ Duygusal Zeka” başlığı altında ele alınmaktadır.
1995 yılında Doğa Zekası, ( doğadaki nesneleri tanıma ve sıralama becerisi )      8. zeka olarak kabul edildi ve üzerinde çalışmalar sürdürülmektedir.

Çoklu zeka kuramı neye benzetilebilir diye düşünüldüğünde akla gelebilecek en iyi örneklerden biri dengeli beslenme olabilir. Bu nedenle Gardner'in Çoklu Zeka Kuramı'na beslenmeyle bağlantısını kurarak başlayacağız. Ergenlik çağındaki çocuklar "Kaç türlü besin vardır?" sorusuna; dondurulmuş besinler, ve kumlanmış besinler, paketlenmiş besinler... diye şaka yollu cevaplar vermektedir. Günümüz dünyasında çokta haksız sayılmazlar. Zira son derece rafine, doğallıktan uzak ve tek yönlü bir beslenme alışkanlığı giderek yaygınlaşmaktadır. Karbonhidrat ya da protein ağırlıklı beslenme, vücutta istenmeyen sonuçlara yol açmaktadır. Tek yönlü beslenen çocuklarda belirli hastalıklar ortaya çıkmaktadır.
Tek yönlü beslenme zeka açısından da söz konusu olabilmektedir. Bilindiği gibi Piaget, bilginin öğrenilmesini besinlerin sindirilmesine benzetmektedir. Çoklu zekanın sekiz alanı düşünülürse, sadece matematiksel ve dilsel bir beslenme zekanın tek yönlü uyarılmasına neden olmaktadır. Bu durum, çocukların zihin gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Çocuklar matematiksel kafaya sahip olduklarında kendilerini iyi hissetmeye koşullanmaktadır. Başarılı öğrenci "matematikte iyi olan" demektir. Oysa dünyada başarılı yöneticiler, liderler, politikacılar vs. çoğunlukla sosyal zekası ve duygusal zekası yüksek olanlardır.
Zeka Türleri
Geleneksel
Zekalar


Sözel-Dilsel
Zeka

İçsel
Zeka
 


Kişisel
Zekalar


Mantıksal-Matematiksel
Zeka

Kişisel
Zekalar

Sanat ve Müzik
Zekaları


Görsel-Uzamsal
Zeka
 

Bedensel Kinestetık
Zeka


Açıkhava
Zekaları


Müziksel-Ritmik
Zeka
 

Doğa
Zekası

Çoklu Zeka Kuramına göre, insan beyni, sözel-dilsel, mantıksal matematiksel, müziksel-ritmik, görsel-uzamsal, içsel, kişilerarası, doğa ve bedensel-kinestetik zeka alanlarını içermektedir.
Geleneksel eğitim bunlardan ilk ikisini, yani sayısal ve sözel olanı dikkate almaktadır. Diğerleri okullarımızda ihmal edilmektedir. Oysa tek yönlü beslenme nasıl metabolizma üzerinde olumsuz etkiler oluşturuyorsa, tek yönlü zeka beslenmesi de zihin gelişimini potansiyel olarak sınırlamaktadır. Sonuçta, beyinler insanın doğasına ve yaradılışına aykırı biçimde formatlanmaktadır. Bu işlemin yüzyıllar boyunca ve sistematik olarak yapıldığını varsayarsak, ulus olarak nasıl bir çıkmazda olduğumuzu ve yaratıcılığımızın nasıl öldürüldüğünü kavramak daha kolay olacaktır.
Aileler çocuklarının iyi beslenip beslenmediğine iki açıdan bakmak durumundadır. Birincisi fiziksel beslenme, ikincisi zihinsel beslenmedir. Fiziksel beslenme ne yazık ki anne-çocuk savaşlarının en önemli konusunu oluşturmaktadır. Anneler saatlerce televizyon reklamlarının karşısında çocuklarına yemek yedirdiklerinde kendilerini iyi hissetmektedir. Oysa, yeme bozukluğu, dikkat bozukluğu, konsantrasyon eksikliği bu tür annelerin neden olduğu olumsuzluklardan sadece bir kaçıdır. Bu • konuda gereksiz hassasiyet gösterilmektedir.
Zihinsel beslenmede ise, daha vahim bir durum ortaya çıkmaktadır. Çünkü onun sonuçları, diğeri gibi açıkça gözlenememektedir. Çocukların zihinsel beslenmesiyle aşırı derecede ilgilenmekle hiç ilgilenmemek arasında çok ta fark yoktur. Günümüzde birçok öğretmen ve veli çocuklara aşırı biçimde yüklenerek gereksiz bir ilgi göstermektedir. Oysa gelişimde daha erken daha iyi değildir" kuralı unutulmamalıdır. Zekayı geleneksel paradigmalarla ele almak bu tür yanlışlara yol açabilmektedir.
Çoklu Zeka Kuramı zekaya ilişkin geleneksel anlayışların eksiklerini vurgulamakta ve yeni bir pencere sunmaktadır. Zekayla ilgili eski ve yeni anlayışların kısa bir karşılaştırması aşağıdaki tabloda sunulmuştur.
Zekaya İlişkin Eski Bakış Açısı
Zeka sabittir
Zeka niceliksel olarak ölçülebilir.
Zeka tekildir.
Zeka gerçek yaşamdan soyutlanarak ölçülür.
Zeka öğrencileri sıralamak ve olası başarılarını kestirmek için kullanılır


 

Zekaya İlişkin Yeni Bakış Açısı
Zeka geliştirilebilir
Zeka herhangi bir performansta veya problem çözme sürecinde sergilendiğinden sayısal olarak hesaplanamaz
Zeka çeşitli yollarla ortaya konulabilir
Zeka bağlam/gerçek yaşam durumlarında ölçülür
Zeka bireylerin gizil güçlerini ve onların başarılı olabilecekleri farklı yolları anlamak için kullanılır

ÇZK'nın anahtar kavramı "çoğul" kelimesidir. Çünkü zeka çok yönlüdür. Doğuştan genetik kalıtımla getirilen zeka geliştirilebilir, değiştirilebilir ve zeki olmak belli bir derecede öğrenilebilir. Bu kuramın geliştiricisi olan Howard Gardner zekanın özelliklerini şöyle sıralamaktadır.

Her insan kendi zekasını arttırma ve geliştirme yeteneğine sahiptir.
Zeka sadece değişmekle kalmaz aynı zamanda başkalarına da öğretilebilir.
Zeka insandaki beyin ve zihin sistemlerinin birbiriyle etkileşimi sonucu ortaya çıkan çok yönlü bir olgudur.
Zeka çok yönlülük göstermesine rağmen kendi içinde bir bütündür.
Her insan, çeşitli zeka alanlarının tümüne sahiptir.
Her insan, zeka alanlarından her birini belli bir düzeyde geliştirebilir.
Çeşitli zeka alanları, genellikle bir arada belli bir uyum içinde çalışırlar.
Bir insanın her alanda zeki olabilmesinin birçok yolu bulunmaktadır.
Gardner ÇZ Kuramına ilişkin özellikleri ve bilimsel kanıtları sunarken, büyük ölçüde beyin araştırmalarına ve nöro-psikolojiye dayanmıştır. Bundan dolayı kuram tartışmasız büyük bir kabul görmüştür. Beyin araştırmaları göstermiştir ki her bir zeka beyinde sadece belirli bir yerde bulunmamaktadır. Zekaların ayrıştırılabilir çokluluğu bulunmaktadır. Bu ve buna benzer gerekçelerden dolayı ÇZK'nın ayrıntılarına geçmeden önce beyinle ilgili bazı temel bilgilere yer verilecektir. 2. Bölüm beynimizin işleyişi konusunda asgari düzeyde bilgileri içermektedir.
BEYNİMİZİN İŞLEYİŞİ
İnsanda bulunan 100 trilyon hücrenin yaklaşık 100 milyarı beynimizdedir. Beyin vücudun yaklaşık %2'si kadar bir ağırlığa sahiptir. Yeni doğmuş bir insan yavrusunun beyni yaklaşık olarak 350 gram civarındadır. Yetişkin bir insanın beyni ise, 1000-1350 gram arasındadır. Bu ağırlık erkeklerde 1200-1350, kadınlarda 1000-1250 gr kadardır Beynin ağır olması ya da sinir hücrelerinin yani nöronların sayısının fazla olması zeka ile bağlantılı değildir. Nöronlar uyarılma ve alınan uyarıcıyı iletebilme özelliğine sahiptir. Hücre gövdesi, dendrit ve akson olmak üzere nöronlar üç kısma ayrılır. Yeni doğanda dendrit ağları seyrek ve az gelişmiştir. Özellikle doğumdan sonraki altı ay boyunca çevreden duyusal iletiler alındıkça dentritler dallanır ve aktif hale gelir. Her nöron dendritler aracılığıyla komşu nöronların aksonlarından gelen iletileri alır. Bu iletileri kimyasal ve elektriksel işlemler yoluyla akson boyunca sinaps adı verilen boşluklara aktarır. Sinaps oluşturamayan nöronların çoğu ölür. Hayatın ilk yılında beyin hücrelerinin sayısı azalır ama beynin ağırlığı iki kat artar. Çünkü, nöronlar işitilen, görülen, dokunulan, koklanan, tadılan uyarılara tepki verirken dendritler yoluyla fiziksel bağlantılar kurar ve geliştirir. Çocuğun aktif yaşantısı, zihinsel çabası ve zengin çevresel uyarıcılar dendritlerin dallanmasını hızlandırır. Böylece zeka gelişir. Her ne kadar bir bebeğin beyni bir yetişkinin dörtte biri ağırlığındaysa da doğduğunda ömrü boyunca sahip olacağı nöronların tümüne zaten sahiptir. Beyin daha fazla nöron oluşturduğundan değil, zaten yerlerinde olan bu nöronların genişlemesinden, akson sayısının ve dendritlerin bağlantılarının artmasından dolayı büyür. Sinaptik bağlantılar kurma işlemi, farklı şehirlerdeki iki ev arasında bir telefon bağlantısı çekilmesine benzetilebilir. İstanbul ve Erzurum'daki iki ev arasında bir telefon bağlantısı kurmak için hattı bir çok şehirden geçirmek gerekir. İstanbul'dan başlayıp içinden geçilen tüm şehirlerdeki yerleşim birimlerinin bağlantıları tamamlanarak Erzurum'a ulaşılır. Telefon sistemi için elimizde hazır adresler vardır ama nöronların doğru bağlantıyı kurmaları için rehberlik edecek ne bir harita ne bir işaret vardır; bunların yerine biyokimyasal sinyaller izlenir.
İstendiğinde yeni nöronlar oluşturulmadığından vücut gerekenden fazla nöron üretir. Daha sonra onları, fazla büyümüş bir ormanı seyrelten bir oduncu gibi budar. Vücut, ihtiyacın yaklaşık iki katı nöron üretir. Ve yaşamak için nöronlar, hücreye "hayatta kal" mesajı gönderen proteinler olan nörotropik faktörler için rekabet etmek zorundadırlar. Hedef hücre bu nörotropik faktörlerden fazla miktarlarda üretir ve onları, öncelikle elinde kalmasını istediği aksonlara olmak üzere paylaştırır. Fazla sayıda yavrulamış bir hayvanın, her biri sınırlı miktardaki anne sütünden payını almaya çalışan yavrularının durumunda olduğu gibi, çelimsiz olanlar birer birer ölecektir. Aksonlardan yeterli nörotropik faktör ememeyen nöronlar programlanmış hücre ölümü denilen bir işlem uyarınca kendilerini yok ederler.
Öğrenciler, beyinlerini kullanmaları için fırsatlarla karşı karşıya bırakılmadıklarında, dendritler uyarılamazlar. Bu durum sınıflarda ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkabilir. Öğretmenler, uygun uyarıcılar vermediğinde neural budanmaya neden olabilirler ya da bilgiyi algılamak için gerekli olan yeteneklerini köreltebilirler. "Bu konuları müfredatta olduğu için işlemek zorundayım" gibi açıklamalarla öğrencilerde ortaya çıkan can sıkıntısı, gereksiz tekrar gerginliği, sinirlilik, kaygı ve hayal kırıklıkları öğrenmeye engel olabilir ve bilginin işlenmesi sürecini yavaşlatabilir. Bu olay okul çağındaki çocuklarda genellikle baskın oldukları zeka alanları aktif olarak uyarılmadığında gerçekleşmektedir.
Örneğin bir öğrencinin beyni, genellikle hareket ederek işlem görüyorsa ve bu öğrenciye de hareket etme serbestliği tanınmadığında, beyin süreçlerinde neural budamaya neden bir azalma söz konusu olmaktadır. Görsel zekası baskın olan bir başka öğrenci sınıfta görsel uyarıcılar azsa bu gereksinmesini karşılamak için hayal kurmaya ve dalmaya başlayabilir. Buna izin verilmediğinde ya da görsel uyarıcı sunulmadığında yine neural budanma olabilir.
Neural dallanma aracılığıyla neural ağımızı geliştirmek için sinir hücreleri arasında daha fazla sinaps oluşturmaya gereksinim vardır. Uygun müziksel uyarıcılar, bilişsel gelişim için önemli olan neural patikaları uyarabilir. Neural dallanmayı cesaretlendirmek amacıyla öğrencilerimizin hipotetik düşünmelerini geliştirmelerine yardımcı olabiliriz. "Atatürk 80 yaşına kadar yaşasaydı ülkemizin gidişatı nasıl olurdu?" gibi sorularla, öğrencilerimizin hipotetik düşünmelerine yardımcı olabiliriz.
Ters düşünme stratejileri bu konuda iyi bir öneri olabilir. Örneğin, "Gününüz tamamen ters olsaydı, yani, sabahleyin akşam yemeği yeseydiniz, akşam ise kahvaltı yapsaydınız nasıl olurdu? Kediniz sizden büyük olsaydı ya da altın sıvı bir maden olsaydı gündelik hayatta neler değişirdi? Niçin? Niçin değil?" gibi sorular ters düşünme stratejilerinin örnekleri olabilir.?
BEYNİN YAPISI
Beyin (encephalon) üç bölgede incelenebilir:
Beyin sapı
Beyincik
Serebrum
Ara Beyin (Diencephalon)
Talamus
Hipotalamus
Telencephalon
Sağ yarımküre
Sol yarımküre
Korpus kollosum
Korteks
Sağ ve sol yarımküre
Yarımkürelerin her biri vücudun zıt tarafını denetlemektedir.
İnsanların %90-95'inin sol yarımküresi baskındır.
El hareketini denetleyen motor alanlar sol yarımkürede baskın olduğu için insanların büyük çoğunluğu sağ elini kullanır.
Herhangi bir nedenle sol yarımküre zarar görürse sağ yarımkürede baskın özellikler gelişebilir.
Önemli işlevlerde öne çıkan yarımküre baskındır.
Baskın yarımkürenin üstlendiği işlevler arasında dil öğrenimi, matematik, mantık gibi konular vardır.
Baskın olmayan yarımküre ise müzik, resim ve yüzlerin tanınması gibi alanlarda etkindir.

 

Korpus kollosum
Korpus kollosum, iki yarıküre arasında meydana gelen sürekli alışverişler için patikalar sağlar. Bu patikalar, beynin her iki yarı küresinden, farklı iki ya da üç zeka alanına aynı anda işlem görme özgürlüğü sağlar.
 

Korteks
Yarımkürelerin dış yüzeyini kaplayan bölüme denir. Gri cevher yapısındadır ve 1.3 ila 4.5 mm kalınlığındadır. Korteks yenidoğanda düz bir yüzeye sahiptir. Beyin geliştikçe kıvrımlar oluşturur ve korteks küçük bir masayı kaplayacak kadar genişler. Bir farenin minicik beyninde küçük bir parça korteks vardır ama özel olarak katlanmamıştır. Kedinin korteksi fareninkinden daha geniştir ve bir ölçüde katlanmıştır. Bu yüzden daha geniş bir korteksi olan kurnaz kedi fareyi yakalar ama tersi olmaz. Memeliler arasında insan beyni, en fazla katlanma oranına ve daha üst düzeyde düzenli düşünmeye yarayan en büyük miktardaki kartekse sahiptir.Ileri zeka fonksiyonları, bellek, konuşma, anlama, matematik, resim ve müzikle ilgili yeteneklerin tümünü işlev olarak üstlenir. Hassasiyet gerektiren işlerde, duyuların alınması ve bilinçli algılanmasında, bütün duyuların birbiriyle bütünleştirilmesinde korteks devreye girer. Alın lobu, yan kafa lobu, artkafa lobu ve yankafa lobu olmak üzere dört kısma ayrılır.
 

Sol yarımküre
Sağ yarımküre
Sağ elin denetlenmesi
 

Konuşma, ses, gramer

 

Düşünme ve mantığa dayalı
 

Analiz
 

Dakiklik
 

Matematiksel olgularda yetenekli
 

Kısa süreli işitsel bellek
 

Otomatik tekrarları sever
 

Dinler, konuşur
 

Sol elin denetlenmesi
 

Tek sözcük anlamlan, ses perdeleri
 

Sezgisel mantık yürütme
 

Bütünleştirme
 

Görme, hayal, tasarım
 

Müzik, sanat yeteneği
 

Duyusal imge belleği
 

Yeniliği sever
 

Bakar, yapar
Buraya kadar olan kısım;
Doç.Dr. Ziya Selçuk, Hüseyin Kayılı, Levent Okut. "Çoklu Zeka Uygulamaları". NOBEL yayın Dağıtım. Ankara Mart 2002 kitabından alınmıştır.
Konuyla ilgili geniş bilgi edinmek ve İlköğretim 1-5.sınıf uygulama örneklerini incelemek isteyen meslektaşlara tavsiye olunur.


---------- 0 ---------

 
Gardner'a göre bilmemizi ve öğrenmemizi sağlayan sekiz tür zeka vardır.
    Bu zeka türleri:    
    1- Bedensel/ devin duyusal Zeka :    
    Bu zeka türü,
vücudunu kullanarak (dans ve vücut dili ),
oyun oynayarak (spor yapmak) ya da
yeni bir ürün yaratarak (icat yapmak)
    duygularını ifade etme yetenekleri ile ilgilidir.    
    Bu zeka türünde gelişmiş insanlar,
spor yapmaktan ve dans etmekten hoşlanırlar,
ellerini ve bedenlerini kontrol ve koordine etmekte son derece başarılıdırlar.
Aktörler, mim oyuncuları ve sporcular bu zeka türünde gelişmiş insanlardır.    
    2- Sözel/ Dilsel Zeka :    
Soyut ve simgesel düşünme ile,
kavram oluşturma ve kelime yazma,
dilbilgisi, şiir, hikaye anlatma,
mizah
    gibi karmaşık olguları içeren dilsel üretimlerden sorumlu olan
    bu zeka türünde gelişmiş insanlar,
    okuma, yazma, konuşma ve tartışma gibi eylemlerde başarılı ve edebi ürünler yaratmakta isteklidirler.    
    3- Görsel/ Uzamsal Zeka :    
    Bu zekanın temelini görme duyusu ve buna bağlı olarak şekiller tasarlama ve zihinde resimler yaratma yeteneği oluşturmaktadır.
Resim, grafik ve heykel yapma;
mimarlık, haritacılık ve denizcilik gibi yüzey ve buna bağlı bilgileri kullanma;
ayrıca satranç gibi farklı derinlik ve açılardan görmeyi gerektiren beceriler bu zeka türünün kapsamı içindedir.
    Görsel/uzamsal zeka türünde gelişmiş insanlar,
zihinlerinde resimler yaratır ve çizerler.
Renkleri iyi kullanabilir,
iyi harita okuyabilirler.
Görsel sanatlarda üretim yapmaktan hoşlanırlar.    
4- Matematiksel/Mantıksal Zeka :
Bilimsel düşünme,
objektif gözlem yapma,
elde edilen verilerden sonuç çıkarma,
yargıya varma ve hipotez kurma yeteneklerini içeren bu zeka türü,
kavramları tanıma,
sayılar ve geometrik şekiller gibi soyut sembollerle çalışma,
bir bilginin parçaları arasında ilişki kurma ya da
farklı bağıntıları fark etme kapasiteleri gerektirmektedir.
    Bu zeka türünde gelişmiş insanlar,
matematiksel ve bilimsel konulardan hoşlanırlar ve
benzer şeyleri eşleştirme,
karışık şekillerden resimler çıkarmada,
problem ve bulmaca çözmede başarılıdırlar.    
    5- Müziksel/ Ritmik Zeka :    
    Bu zeka türü, tonal ve ritmik kavramları tanıma ve kullanma; Çevresel seslere, insan sesi ve müzik aletlerine karşı duyarlık kapasitelerinden sorumludur.
    Bu zeka türünde gelişmiş olan insanlar,
müzik aleti çalmaktan,
beste yapıp seslendirmekten hoşlanırlar.    
    6- Kişiler arası Zeka :    
    Bu zeka türü, diğer insanlarla sözlü ve sözsüz iletişim kurma, gurup içinde işbirlikli çalışma yeteneklerini içerir, ruh halleri, huylar, yönelimler gibi insanlar arasındaki ilişki farklarını da ortaya koyar.
   Bu zeka türünde gelişmiş insanlar,
kendilerini başkalarının yerine koyma ve onları anlayabilme,
duygu düşünce ve inançları ile özdeşleşebilme becerilerine sahiptirler.
Öğretmenler,
danışmanlar,
politikacılar,
din görevlileri,
psikiyatristler bu zeka türünde gelişmiş insanlardır.    
    7- İçsel Zeka :    
    İnsanın, kendi duygularını, duygusal tepkilerinin derecesini, kendi biliş bilgisi sürecini tanıma, kendi öz benliğini anlama ve başkalarına ifade etme yetisidir. İnsanın kendi kişiliği, kendini aşma yeteneği içsel zekanın işleyen kısmıdır.
   Bu zeka türünde gelişmiş insanlar,
    Başkalarının duygu ve düşüncelerini anlama, nesne ötesi konularda konsantre olma gibi konularda başarılıdırlar ve meditasyon yapmaktan hoşlanırlar.
    Gardner, bu zeka türünün çok özel olduğunu ve diğer zeka türlerinin tümünü kapsadığını savunmaktadır.
   8- Doğa Zekası:

   Doğayı ve doğada olup bitenleri
gözlemleyebilme, kendisinin bu dünyanın bir parçası olduğunu farkına varma yeteneğidir.
Özellikle fauna ve floraya karşı çok hassas yaklaşımlara sahiptirler.

DEVAMI...

Eğitim anasayfaya dön

 

------------<<<< o >>>-------------

 

HER HAKKI SAKLIDIR I ŞUBAT 2008 I DÜZENLEME:RECEP ŞEN I E-POSTAMIZ: recepsen@recepsen.com