BUGÜN:


 
 
hayat hikayeleri
 
 
Kitabın Adı: Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk
Yazarı: İskender PALA
Yayınevi: Kapı Yayınları
Sayfa: 416
Baskı: 22. baskı
 
İskender Pala ile ilk tanışmamız onun "Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk" romanıyla oldu. Kitabı ilk elime aldığımda kapak dizaynı dikkatimi çekmişti. İlk anda şunu düşündüm. İstanbul deyince aşk'ın şehri Babil deyince yıllardan beri kan ve gözyaşının eksik olmadığı mazlum Orta Doğu coğrafyası zihnimde canlandı. Belki de bu coğrafyanın kaderi bu diye düşündüm bir an.
Kitap, anlatımı ve olayların kurgusu bakımından tek kelimeyle harika. Dupduru, su gibi akıcı. Ben okurken zevk aldım açıkçası. Tabi bu zevk meselesi; herkese göre değişebilir. Fuzuli üstadı ve onun eseri Leyla ile Mecnun'u çok güzel öykülemiş yazar. Kitabın bu kadar hoş olması belki de mevzusunun aşk u sevda, kahramanının Leyla İle Mecnun ve Fuzuli üstad olmasındandır. Kanuni'nin Bağdat'a girişiyle başlıyor olaylar, Bağdat kütüphanesi, ihtiyar kütüphaneci, İştar Tapınağı, Babil Uzay Araştırmaları Merkezi, Babil Meclisi Üyeleri derken olaylar akıp gidiyor.
Bilge rahip Akeldan'ın "Aşkı bilen biri için yedi gerçek sır vardır. Ona sahip olan dünyaya hakim olur." sözü bir sır olarak kitabın içerisinde devam ediyor. Bir an önce siz de bu sırrı çözmek istiyorsunuz. Tabi aşkı öğrenmek öyle kolay mevzu değil. Öğrenmek için yaşamak gerekiyor. Acıyı tatmak, hüznü yaşamak...
Aşk, uzayın sırları, tarih yolculuğunda devam eden macera kitapta içiçe. Derken şiirin zirvesindeki iki gönül adamı Hayali ve Fuzuli'nin Bağdat'ta buluşmaları anlatılıyor... Hayali'nin, Fuzuliye söylediği " Bağdat'ın nadide gülü, sözün seçkin sultanı! Çöl kızı Leylâ ile onun çılgın âşığı Kays'ın öyküsü İranlı şairler tarafından defalarca yazılmış. Ne ki, Türkçe söyleyen pek az ve sözleri pek cılız. Bu gizli hazinenin sandığını açsanız, bir kitap yazsanız ve bu eski bahçeye bir taze güzellik verseniz." İşte böyle... Macera buradan başlıyor. Leyla Vü Mecnun adlı eserin macerası başlıyor yani.
"Dicle'nin serin yamaçlarında bir çilek idim ben..." Leyla'nın gül dudaklarını umarken, leyla onu kaynar kazana atıyor, hurma lifleri, çöl dikenleriyle beraber kaynıyor. Yanıyor ama aşktan mı ateşten mi bilinmez. Ve aşk yarası... Bir parşömen kâğıdı oluyor sonunda o çilek. Leylanın elleri onu tutsun, onu bırakmasın isterken Leyla onu farketmiyor bile. Bir akşam Leylâ onu alıyor ve dizine yatırarak tam ortasına Kays yazıyor ve öpüyor. Ve ona "Senin adın Kays olsun emi?" demesi, babası görmesin diye gözünden akan iki damla yaş ile yazdığı o Kays ismini yıkaması, Leyla ile son gecesi ve ardından ayrılık... Yıllrca süren hsaretin başlaması, Aşk, hicran ve hsaret... Hicaz'dan Bağdat'a giden bezirgânların onu diğer parşömen tomarlarıyla birlikte satın alması... "ve ben Kays , çöllerin nadide lotusu, leylâ'nın aşığı, günler ve geceler boyu dua ettim, bağrıma Leylâ yazılsın diye..." Duası kabul oluyor ve bağrına Leyla'yı yazıyor Fuzuli üstad... Ve olaylar böyle devam ediyor gidiyor.
Kitabı okurken Bağdat- İstanbul hattında muhteşem bir kültür yolculuğuna çıkıyorsunuz ve bu yolculuğun her durağında bizim coğrafyamızın renkleriyle sarmaş dolaş oluyorsunuz.
Aşktan bir sarmaşık olarak bahsedilmesi, Leyla İle Mecnun'un hikayesinin farklı anlatımı, sahrada buluşmaları, L&M kitabının binbir türlü yolculuk ve maceralarla İstanbul nakkaşlarının eline gelmesi, Osmanlı Sarayı'na girmesi, Topkapıda geçen günleri... Sarayda onu okuyanların duygularının okuyucuya yansıtılması. Herbiri ayrı bir macera ve her macera içerisinde imbikten süzülmüş tarihi bilgilerin öz bir şekilde okuyucuya sunulması. Mesela, sayfa yüz yirmi birdeydi galiba aldığım nota göre. Hürrem Sultam mevzuuu. Kadınlık cazibesi ve zeka yönünden Kanuni'nin gözdesi... Adı Roksan'mış Ruşen diye çağrılıyormuş cariyelik zamanlarında... Aldığı terbiye ile Hürrem oluyor tabi. devletin zirvesindeki yalnızlığından sıyırıyordu Kanuni'yi belki de. Hürrem diye çağırırmış onu Sultan. Hürrem gülen demekmiş ben de kitaptan öğrendim. Bunun gibi birçok ayrıntı, bir çok tarihi mevzu var kitapta. Mesela şair Bâki, Nâbi, Nefi'den, Evliya Çelebi'den, Baltacı-Katerina meselesinden bahsediliyor. Resim ve minyatür sanatı hakkında bilgiler veriliyor. Tarihi mevzuları gülden, bülbülden bahseden divan şiirine vakıf bir yazardan okumak daha bir başka oluyormuş. Bu hakikati de itiraf etmeliyim doğrusu.